TRAFİK KAZASI SONUCU YARALANAN KİŞİ İŞ GÖREMEDİĞİ İÇİN TUTMAK ZORUNDA KALDIĞI HASTA BAKICI VEYA YARDIMCI İÇİN OLAN GİDERLERİ DE SİGORTADAN TALEP EDEBİLİR.

YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ

2016/5539 E. 

2019/2997 K.


    “İçtihat Metni”


    MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

    Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hüküm davacı vekili ve davalılar … ve … vekilince temyiz edilmiş, davalılar … ve … vekilince de duruşma talep edilmiş olmakla duruşma için tayin edilen 13.03.2019 Çarşamba günü davalılar … ve … vekili Av. … geldi. Davacı ve diğer davalılar tarafından gelen olmadı. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraf vekili dinlendikten sonra vaktin darlığından dolayı işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmış olup dosya incelendi, gereği düşünüldü:

    -K A R A R-

    Asıl davada davacı vekili, 17.09.2010 günü davalı …’nın sevk ve idaresindeki davalı …’ya ait araç ile diğer davalıların trafik sigortacısı, sürücüsü ve işleteni olduğu aracın kaza yapması sonucu bu araçta yolcu konumunda bulunan müvekkilinin yaralandığını belirterek şimdilik işe gidememeden kaynaklanan 1.000,00 TL, 3 ay tedavi süresi içindeki bakıcı gideri için 800,00 TL, pansuman ve tedavi yol gideri için 200,00 TL olmak üzere toplam 2.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, 20.000,00 TL manevi tazminatın sigorta şirketi haricindeki davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiş, 02/01/2014 tarihli ıslah dilekçesi ile davacının çalışamadığı 3 aylık dönemde yoksun kaldığı maaş alacağı için maddi tazminat istemini 2.833,53TL, yine müvekkilinin kaza nedeni ile evde yatmak zorunda kaldığı 3 aylık dönem bakıcı ihtiyacı duyması ve bu süre içinde bir kişinin yardımı ile ihtiyaçlarını görmesi nedeni ile dava dilekçesinde yer alan bakıcı bedeli talebini 1.797,36 TL’ye yükseltmiştir.
    Birleşen davada davacı vekili, aynı kaza nedeni ile aynı davalılardan davacının beden tamlığının ihlali nedeni ile %22,2 maluliyeti sebi ile asıl davada hesap edilen 53.039,47 TL maddi tazminatın tahsilini istemiştir.
    Davalı taraf, asıl ve birleşen davada davanın reddini savunmuştur.
    Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlara göre; asıl dava yönünden maddi tazminat isteminin yerinde görülmediğinden reddine, manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulü ile 2.000,00 TL manevi tazminatın tarafların kusur oranına göre 1.500,00 TL’sinin … plakalı araç sürücü ve maliki olan … ve …’tan, 500,00 TL’sinin de… plakalı araç malik ve sürücüsü olan davalılar … ve …’dan kaza tarihi olan 17/09/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine, birleşen dava dosyası açısından davanın kabülü ile 53.039,47 TL’nin davalıların kusur oranlarına göre (… plakalı araç sürücü ve maliki olan davalılar … ve … 39.779,60 TL’sinden, 34 AV 5185 plakalı araç sürücü ve maliki olan davalılar … ve … ise 13.259,89 TL’den, davalı … şirketi ise 53.039,47 TL’nin tamamından sorumlu olmak kaydı ile) davalı … şirketi yönünden dava tarihinden, diğer davalılar açısından ise kaza tarihi olan 17/09/2010 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ile davalılar … ve … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    1-)Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalılar … ve … vekilinin aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

    2-)Asıl dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar sebebi ile maddi tazminat ve manevi tazminat istemine, birleşen dava maddi tazminat istemine ilişkindir.
    6100 Sayılı HMK’nın 297/2 maddesinde “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan yasal düzenlemenin de gereği olarak mahkemece verilen hükmün, infazda tereddüt yaratmayacak mahiyette olması gerekmektedir.
    Somut olayda, davacı tarafından, daha evvel İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/720 Esas sayılı asıl dosyada, bakıcı gideri, tedavi ve ulaşım gideri, geçici iş göremezlik talebi bakımından aynı taraflar arasında dava açıldığı anlaşılmaktadır. Asıl davada, mahkeme, maddi tazminata ilişkin tüm talepleri reddetmiş fakat gerekçesinde davacı tarafın asıl davada istediği geçici iş göremezlik red gerekçesini açıklamamış dolayısı ile asıl davada geçici iş göremezliği gerekçesiz olarak reddetmiştir. Temyiz konusu 2014/233-2014/234 E-K Sayılı birleşen davada ise, davacı tarafından geçici iş göremezlik talep edilmediği halde talebi aşacak şekilde ve birleşen dava ile çelişki yaratacak şekilde hükme esas alınan bilirkişi raporunda 2 aylık geçici iş göremezlik için hesap edilen 1.889,02 TL maddi tazminatı da kapsayan daimi maluliyet tazminat tutarı ile birlikte 53.039,47 TL olarak hesap edilen maddi tazminatın tamamına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

    3-)Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelemesine gelince;
    Davacı vekili, asıl davada dava dilekçesinde davacının geçici iş göremezliği nedeni ile 1.000,00 TL maddi tazminat isteminde bulunmuş, ıslah dilekçesi ile bu talebini 1.833,53 TL’ye yükseltmiştir. Mahkemece, asıl davada davacı tarafın maddi tazminata ilişkin tüm talepleri reddedilmiş fakat karar gerekçesinde davacı tarafın asıl davada istediği geçici iş göremezlik red nedenleri açıklanmamış dolayısı ile asıl davada geçici iş göremezlik talebi gerekçesiz olarak reddedilmekle asıl davada davacının geçici iş göremezliğine dair maddi tazminat istemine ilişkin müspet ve menfi bir hüküm kurulmamıştır.
    Mahkemece, asıl davada, davacının ATK’dan alınan raporuna göre 2 ay tıbbi iş göremezliği göz önünde bulundurularak geçici iş göremezliğine dair maddi tazminat istemi de değerlendirilerek bu konuda bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik karar verilmesi doğru görülmemiştir.

    4-)Müteselsil sorumluluk yasadan kaynaklanan bir sorumluluktur. Asıl dava ve kaza tarihinde yürürlükte olan Borçlar Kanunu’nun “müşterek borçluların mesuliyeti” başlığını taşıyan 142. Maddesinin 1. Fıkrasına göre “alacaklı, müteselsil borçluların cümlesinden veya birinden borcun tamamen veya kısmen edasını istemekte muhtardır.” Aynı maddesinin 2. Fıkrasında ise ” borcun edasına kadar bütün borçluların mesuliyetinin devam edeceği” hükme bağlanmıştır.
    Yine Borçlar Kanunu’nun 50. maddesinde “birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer’an methali olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar. Hakim bunların birbiri aleyhine rücu hakları olup olmadığını takdir ve icabında bu rücuun şümulünün derecesinin tayin eyler” hükmü açıkça zarara sebebiyet verenler arasındaki kusur oranlarının kendi aralarındaki rücuu durumunda önemli olduğunu vurgulamaktadır.

    Açıklanan ilkeler altında somut olaya baktığımızda; davacı vekili müvekkiline verilen maddi zararın tamamının müştereken ve müteselsilen tazmini talebiyle karşı araç sürücüsüne, işletenine ve trafik sigortacısına, davacının yolcu olduğu araç sürücüsü ve malikine karşı dava açmıştır. Dava konusu kaza, çift taraflı meydana gelmiş, olaya ilişkin olarak İstanbul Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi’nden rapor alınmış olup düzenlenen 25/06/2012 tarihli raporda davalı sürücü…’ün dava konusu olayda %75, davalı sürücü …’nın %25 oranında kusurlu olduğu, davacı yolcu …’ın kusursuz olduğu tespit edilmiş ve davalıların kusuru oranında hesaplanan tazminat hüküm altına alınmıştır.
    Davacının davasını teselsül hükümlerine göre açmasına, zararın tamamının davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmesine, müteselsil sorumlulukta kural olarak borçlulardan her birinin borcun tamamından sorumlu olmasına, kusurun paylaştırıldığı durumlarda zarar görenin isterse tüm zarar sorumluları hakkında dava açabileceği gibi sadece bunlardan birisinden de zararın tamamını isteyebilmesine göre davalıların tazminatın tamamından sonra sorumlu olduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

    5-)Borçlar Kanununda, sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar şeklindedir. Zarara uğrayan, işlerini görememesi nedeniyle tutmak zorunda kaldığı yardımcı ya da hastabakıcı için ödemek zorunda kaldığı giderleri de isteyebilir. Ayrıca tedavi için yapılan ulaşım giderlerinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerekmektedir. Olayın niteliği gereği bütün giderlerin belgelendirilmesi olağan hayat tecrübelerine aykırıdır.
    Somut olayda; birleşen dosya dava dilekçesinde bakıcı gideri de talep edilmiş olup, hükme esas alınan maluliyete ilişkin bilirkişi raporunda davacının iyileşme süresinin 2 ayı bulacağı ve bu sürenin geçici iş göremezlik süresi olduğu belirtilmiştir. Bu durumda davacı yararına %100 malul sayıldığı geçici iş göremezlik dönemi için bakıcı giderlerinin belirlenmesi yönünden bilirkişiden ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde bu kalemin reddine dair karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.

    6-)Tedavi gideri, yaralanan kişinin sadece hastanede yapılan giderlerinden ibaret olmayıp, bunun dışında ilaç, pansuman, medikal malzeme gibi tedavi sırasında yapılacak diğer zorunlu giderleri de kapsar. Bu giderlerin tamamının fatura ile kanıtlanması mümkün değildir.
    Somut olayda; davacı, birleşen davada kaza tarihinden sonra yapılan ilaç, yol parası ve sair masraflar karşılığı olarak, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 800,00 TL talep etmiştir. Mahkemece, tedavi giderine dair herhangi bir belge sunulamadığı gerekçesi ile bu kalem talep reddedilmiştir.
    Bu durumda mahkemece; konusunda uzman doktor bilirkişiden, davacı …’ın kazadaki yaralanması ile tedavisinin mahiyeti, tedavi süresi ve şekli ile tedavi belgeleri dikkate alınmak suretiyle, tedavi sürecinde yapılması muhtemel ve belgelenmemiş tedavi giderlerinin ve yol masrafının miktarı konusunda ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli bir rapor alınarak, oluşacak sonuca göre davacı isteminin karara bağlanması gerekirken; eksik incelemeyle yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

    7-)Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre (6098 sayılı TBK m. 56), hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
    O halde; mahkemece, meydana gelen trafik kazası sonucu yaralanma ve malul kalma nedeniyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amacıyla tarafların sosyal ve ekonomik durumları, davacının daimi iş göremezlik oranı ve kusur oranları göz önünde tutularak, olay tarihindeki paranın alım gücüne uygun düşen, davacı için hak ve nesafet kuralları çerçevesinde daha yüksek manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, somut olay ile bağdaşmayan miktarda manevi tazminata hükmedilmesi uygun görülmemiştir.

    8-)Bozma neden ve şekline göre davalılar … ve … vekilinin faiz başlangıcına dair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

    SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar … ve … vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar … ve … vekilinin, (3), (4), (5), (6) ve (7)nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (8) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar … ve … vekilinin faiz başlangıcına dair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 2.037,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalılar … ve …’a verilmesine, duruşmada vekille temsil olunmayan davacı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ile davalılar … ve …’a geri verilmesine 14/03/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.