Vasiyetnamenin İptali Davası

Vasiyetname Nedir? Mirasbırakanın, ölümden sonra hüküm ifade etmesini istediği iradesini açıklarken uymak zorunda olduğu şekil şartlarıdır.[1] Yani kısaca, maddi anlamda ölüme bağlı tasarrufların [2] açıklanması için uymak zorunda kalınan bir şekil şartıdır.

İPTAL SEBEPLERİ

Vasiyetnamenin İptal sebepleri 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 557. maddesinde  sayılmıştır. Bu maddede bulunan sebeplerden en az birinin mevcut olması halinde vasiyetnamenin iptali mümkündür. Ancak maddede olmayan bir sebebe dayanılarak vasiyetnamenin iptali söz konusu değildir.Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin, Esas:2013/15647, Karar: 2014 / 77 sayılı kararı; “Mahkemece; vasiyetnamenin iptali için bir sebebin bulunmadığı gözetilerek iptal isteminin reddi ile davacı tarafın terditli olarak ileri sürdüğü tenkis talebinin incelenmesi ve ulaşılacak sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” şeklinde olup, Yargıtay bu kararında Mahkemeler tarafından öncelikli olarak vasiyetnamenin iptali için öne sürülen sebebin varlığı durumunun araştırılması gerektiği ve  bu sebeplerin olmaması halinde ise, iptal isteminin reddine karar verilmesi gerektiğini ifade edilmiştir.

Aşağıdaki sebeplerle vasiyetnamenin iptali için dava açılabilir:

  • Tasarruf mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmışsa,
  • Tasarruf yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmışsa,
  • Tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlaka aykırı ise,
  • Tasarruf kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmışsa.

Saklı payın ihlali vasiyetnamenin iptal nedenleri arasında bulunmamaktadır. Koşulların varlığı halinde tenkis davasına konu olabilir.[3] Bu durumda talep, vasiyetnamenin iptali olarak değil tenkis maddesinin hükümlerine göre incelenerek karar verilmesi gerekir.[4]

Yukarıda kısaca sayılan  iptal sebeplerini kanun maddelerine dayandırarak ve Yargıtay kararlarıyla örneklendirerek aşağıda detaylı olarak açıklayacağız.

EHLİYETSİZLİK ( MK 557 B.1)

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 502 maddesinde vasiyetname yapabilme ehliyeti düzenlenmiştir. Buna göre;

  • Ayırt etme gücüne sahip ve 
  • Onbeş yaşını doldurmuş olan herkes vasiyetname yapabilir.

Vasiyetname yapma hakkı, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan vasiyetname yapmada  “yasal temsilci yasağı “ vardır. Yani ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar onbeş yaşını doldurmuş olmak şartı ile  yasal temsilcileri olmaksızın yapacakları vasiyetname geçerli olacaktır.

 Kanun maddesinde geçen “ayırt etme gücüne sahip olma“lafzından anlaşılması gereken ise, kişinin yaptığı hukuki işlemin sebep ve sonuçlarını anlayabilecek durumda olmasıdır.  Ayırt etme gücünün vasiyetnamenin kurulduğu anda var olması gerekir. Kişinin vasiyetnamenin kurulmasından önce ayırt etme gücüne sahip olmaması  veya vasiyetnamenin kurulmasından sonra ayırt etme gücünü kaybetmesi önem arz etmez. Önemli olan husus vasiyetnamenin yapıldığı an ayırt etme gücünün mevcudiyetidir.[5]

Bu durumda vasiyetname kurulurken bulunmayan ayırt etme gücünün sonradan kazanılması ise vasiyetnameyi geçerli hale getirmeyecektir;  eğer vasiyetnamenin hüküm doğurması isteniyorsa, aynı vasiyetnamenin, ayır etme gücü kazanıldıktan sonra yeniden yapılması gerekir.

Ehliyetsizlik kamu düzeni ile ilgilidir. Dava dosyasına ibraz edilen raporlar ehliyetsizlik olgusunu tam olarak yansıtmadığı durumlarda  murisin işlem tarihlerinde ehliyetli olup olmadığının tereddütsüz olarak açıklığa kavuşturulması da zorunludur[6]. Fiil ehliyeti yokluğu; yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hâkimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Hele fiil ehliyetinin nisbi bir kavram olması, kişiye, eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kuruluşu olan Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da zorunlu kılmaktadır. Esasen Türk Medeni Kanunu’ nun 409/2. maddesinde de, akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceği hüküm altına alınmıştır.Yargıtay 3.Hukuk Dairesi’nin, Esas:2014/13732, Karar:2015/6326 sayılı kararı; “Dairemizin yerleşik içtihatları da incelendiğinde görüleceği üzere mahkemece yapılacak iş, dosyadaki tüm bu deliller değerlendirilerek vasiyetname tanzim tarihinde murisin hukuki ehliyete sahip olup olmadığı hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak sonucu uyarınca bir karar verilmesidir. Belirtilen bu hususlar üzerinde durulmaksızın eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmişti.”. Yargıtay kararı uyarınca; hukuki ehliyet durumunun doktor raporu ile kanıtlanması esas olup, tanıkbeyanları bu durumun saptanmasında nazara alınabilecek birer veridir. Vasiyetname tarihindeki sağlık durumunu gösterir hastane, kayıt, reçete, rapor, sağlık karnesi, uzman psikiyatri hekim raporu  vs. deliller yeterli görülerek karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Yargıtay, Mahkemece yapılması gerekenin , dosyadaki tüm bu deliller değerlendirilerek vasiyetname tanzim tarihinde murisin hukuki ehliyete sahip olup olmadığı hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak sonucu uyarınca bir karar verme olarak belirtmiştir.Yargıtay 3.Hukuk Dairesi, Esas:2015/18917, Karar:2016/412 sayılı kararı; “…Mahkemece, davacı tarafın tüm delilleri toplanarak, tanıkları dinlenilerek, varsa murise ilişkin tüm hastane kayıtları, rapor, film vs. celbedilerek, ehliyetsizlik iddiası yönünden, işlem tarihinde mirasbırakanın fiil ehliyetinin olup olmadığının tesbiti için Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak, yapılacak yargılama neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” Yargıtay’ a göre, ehliyetsizlik iddiasıyla vasiyetnamenin iptali isteminde, ehliyetsiz olduğu ileri sürülen mirasbırakanın vasiyetname tarihine yakın günlerde ve sonrasında tedavi görüp görmediği hususunda tarafların bilgisine başvurularak varsa doktor raporları, hasta müşahede kâğıtları ve film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi, sonrasında ise işlem tarihinde mirasbırakanın fiil ehliyetinin olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerektiğini ifade etmiştir. Yani  işlem tarihinde mirasbırakanın fiil ehliyetinin olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak, yapılacak yargılama neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.Yargıtay2.Hukuk Dairesi’nin, Esas: 2005/ 5870Karar:2005 / 8363 sayılı kararı uyarınca;  Murisin vasiyetnamesinin düzenlenmesi sırasında hukuki ehliyetinin tespiti uzmanlık gerektirir. Dosyanın tümü ile Adli Tıp Kurumuna gönderilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin Esas:2005/17880,Karar:2006/2684 sayılı; “Miras bırakan vasiyetnameyi düzenlediği tarihte 81 yaşındadır. Dosya tümüyle Adli Tıp Kurumuna gönderilerek miras bırakanın bu tarihte fiil ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesinin düşünülmemesi usul ve yasaya aykırıdır.” şeklindeki kararında da,fiil ehliyeti yokluğu sebebiyle açılan vasiyetnamenin iptali davasında, fiil ehliyetinin bulunup bulunmaması konusunda   Adli Tıp Kurumundan rapor alınması ve raporun sonucuna göre karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Kısaca, hukuki ehliyet durumunun doktor raporu ile kanıtlanması esastır. Mahkemece, davacıdan murisin vasiyetname tarihindeki sağlık durumunu gösterir hastane kayıt, reçete, rapor, sağlık karnesi vs. gibi delilleri re’sen sorulup istenerek, raporlar celp edildikten sonra, vasiyetnamenin tanzim tarihinde murisin hukuki ehliyete sahip olup olmadığı hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak sonucu uyarınca bir karar verilmelidir.[7]

İRADE SAKATLIKLARI (MK 557 B.2)

TMK. nun 557. maddesinde vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması vasiyetnamenin iptal sebebi olarak düzenlenmiştir. Ancak, mirasbırakan yanıldığını veya aldatıldığını öğrendiği ya da korkutma veya zorlamanın etkisinden kurtulduğu günden başlayarak bir yıl içinde tasarruftan dönmediği takdirde tasarruf geçerli sayılır (TMK madde 504). Vasiyetçinin ölümünden sonra miras ile ilgili kişilerin iptal davası açmalarını da hukuken imkan kalmaz. TMK. 504. maddede belirtilen bu süre hak düşürücü süredir.

Hata, hile, tehdit veya cebre uğrayan vasiyetçi, sonradan bu vasiyeti açık veya zımmi olarak onaylamış veya kabul etmişse, bu takdirde , artık iptal davası açılamaz.

Yanılma (Hata)

Vasiyetnamelerde sağlar arası tasarruftan farklı olarak, yapılan tasarrufla arada illiyet bağının bulunması şartıyla her türlü hatanın iptal sebebi olacağı gerek doktrin, gerek uygulamada tereddütsüz kabul edilmektedir. Bu bakımdan adi saik hatası dahi vasiyetnamenin iptali için yeterlidir. Yani, iradenin oluşmasındaki hata iptal için yeterlidir.[8] Örneğin M, Avrupada’da bulunan yeğeni A’nın, okumadığını sanarak(adi saik hatası), onu mirasından uzaklaştırırsa ve gerçek bu değilse, söz konusu ölüme bağlı tasarruf hata sebebiyle iptal edilebilir.[9]

Vasiyetnamelerde iptal için hatanın esaslı olmasının gerekmemesine iki gerekçe gösterilmektedir. Bunlar;

  • MK 504. Madde ve 557b.1 maddelerinin, BK madde 30 dan farklı olarak, esaslı hatadan değil sadece hatadan söz etmesi,
  • Vasiyetnameler, bir taraflı varması gerekli olmayan bir irade açıklaması ile yapılan, her zaman geri alınabilen tasarruflar oldukları için, korunması gereken bir muhatabın olmamasıdır.[10]

Hile (Aldatma)

Burada aldatmadan kasıt, taraflardan birisinin karşı tarafın veya üçüncü kişinin davranışı neticesinde saikte yanılmasıdır.[11]

Lehine Vasiyetname Düzenlenen Kişinin Aldatmasının Sonucu Nedir?

Türk Borçlar Kanunu madde 36 hükmü uyarınca, vasiyetname yapan kişi, karşı tarafın aldatması sonucu, onun lehine vasiyetname düzenlemişse, yanılma esaslı olmasa bile yapılan vasiyetname iptal edilebilir.

Üçüncü Kişinin Aldatmasının Sonucu Nedir?

Türk Borçlar Kanunu madde 36 hükmü uyarınca, hile üçüncü bir kişi tarafından yapılmışsa, ancak lehine hile yapılan bunu bilmiyorsa iptal sebebi olur. Oysa vasiyetnamelerde durum böyle değildir. Yani vasiyetnamelerde, lehine tasarrufta bulunulan kişi, üçüncü kişinin kendi lehine hile yaptığını bilmese bile, vasiyetname iptal edilebilir, yeter ki hile ile yapılan ölüme bağlı tasarruf(vasiyetname) arasında illiyet bağı bulunsun.[12]

İkrah ( Korkutma Veya Zorlama)

Medeni Kanun madde 557 b.2, ikrahı, korkutma[13] veya zorlama[14] olarak ifade etmiştir. İkrah, maddi ve manevi baskı yaratarak kişinin irade serbestisini ihlal etmek suretiyle gerçek isteğine uymayan bir beyanda bulunma- işlem yapma -zorunluluğunda bırakan davranış şeklidir. İkrah nedeniyle hukuki işlemin geçersiz olması için haksız ve hukuka aykırı tehdit nedeniyle kişilerin canı, namusu, şahsı, malı ve hürriyeti tehlike altında bulunmalıdır. Yani vasiyetnamede korkutma yada zorlama ile vasiyetnamenin yapılması arasında illiyet bağı bulunması gerekir.[15]

Örneğin, mirasbırakanın başına tabanca dayamak, mirasbırakanın, kimsenin bilmesini istemediği bir sırrının açıklanacağı tehditi ikrahtır.

Lehine Vasiyetname Düzenlenen Kişinin Korkutması Sonucu Nedir?

Türk Borçlar Kanunu madde 37 hükmü uyarınca, vasiyetname yapan kişi, karşı tarafın korkutması sonucu, onun lehine vasiyetname düzenlemişse, TBK 38 de sayılan koşullar gerçekleşmese bile vasiyetname iptal edilebilir.Yargıtay 3.Hukuk Dairesi’nin, Esas:2012/22612, Karar: 2013 / 10 sayılı kararı; ”Olayımızda; ikrah olarak öne sürülen, husus, tanıkların beyanlarına göre murisin hasta olup, hastalığının son zamanlarında davalıların lehlerine vasiyetname düzenlemesi için baskı yaptıkları, vasiyetname düzenlemeye yanaşmadığı takdirde kendisine bakmayacakları yönünde korkutup, murise zorlama ile eşi ve diğer davalı lehine vasiyetname düzenlettirdikleri olgusudur. Murisin, vasiyetnamenin yapıldığı tarihte tasarruf ehliyetinin bulunduğu Adli Tıp Kurumu raporundan anlaşılmış ise de; vasiyetnamenin murise manevi ikrah altında yaptırıldığı dosya kapsamıyla sabit olduğundan davacıların davasının kabulü gerekir. Bu nedenle usul ve yasaya aykırı olan kararın bozulması gerekmiştir.”. Yargıtay kararı uyarınca; hasta bir adama karşı  yapılan “lehine vasiyetname düzenlenmemesi halinde kendisine bakmayacığı/bakmayacakları “ yönündeki beyanı manevi ikrahtır. Bu durumda ise vasiyetnamenin iptali gerekmektedir.

Üçüncü Kişinin Korkutmasının Sonucu Nedir?

Türk Borçlar Kanunu madde 37/2 hükmü uyarınca, korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı biliyorsa veya bilebilecek durumda ise iptal sebebi olur.  Oysa vasiyetnamelerde durum böyle değildir. Yani vasiyetnamelerde, lehine tasarrufta bulunulan kişi, üçüncü kişinin kendi lehine korkutma fiilini gerçekleştirdiğini  bilmese bile, vasiyetname iptal edilebilir, yeterki korkutma  ile yapılan ölüme bağlı tasarruf(vasiyetname) arasında illiyet bağı bulunsun.

Mirasbırakanın Hata Veya Hileyi Sağlığında Öğrenmesi Veya Korkutma Yada Zorlamanın Etkisinden Kurtulmasının Özelliği

Medeni Kanun madde 504/1’e göre, “Mirasbırakanın yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama etkisi altında yaptığı ölüme bağlı tasarruf geçersizdir. Ancak, mirasbırakan yanıldığını veya aldatıldığını öğrendiği ya da korkutma veya zorlamanın etkisinden kurtulduğu günden başlayarak bir yıl içinde tasarruftan dönmediği takdirde tasarruf geçerli sayılır”. Hükümden de anlaşılacağı gibi, mirasbırakan, sağlığında hata yada hileyi öğrendiğinden veya korkutma yada zorlamanın etkisinden kurtulduktan sonra bir yıl içinde vasiyetnamesini geri almazsa , vasiyetname geçerli sayılır. Mirasçılar ise vasiyetnamenin iradenin sakalanması sebebine dayanarak iptalini isteyemezler. İrade sakatlığı sebebiyle vasiyetinden dönmek (geri almak) isteyen vasiyetçi, MK 542’deki yollardan birine başvuracaktır.

O halde, mirasçıların mirasbırakanın ölümünden sonra irade sakatlığına dayanarak dava açabilmeleri için ya mirasbırakan sağlığında hata veya hileyi öğrenmemiş olacak veya korkutma ve zorlamanın etkisinden kurtulamamış olması; ya da öğrenmiş veya etkisinden kurtulmuş olmasına rağmen  bir yıl dolmadan ölmüş olması gerekir.[16]Yargıtay 3.Hukuk Dairesi’nin, Esas:2016/9952, Karar:2018/2354 sayılı kararı; “Vasiyetçi, sakat irade beyanı ile yapıldığı ileri sürülen 30.01.2009 vasiyetnamesinden sonra, davacıya karşı açmış olduğu boşanma davasından feragat etmiş, davacı ile bir arada yaşamış olmasına karşın, ölüm tarihi olan 16.03.2011 tarihine kadar vasiyetnamesinden dönmemiştir. Bir yıllık hak düşürücü süre içinde vasiyetçi vasiyetnameden dönmemiş ise artık ölümünden sonra onun mirasçılarının da iptal davası açma hakkından söz edilemez. Davacının vasiyetnamenin iptaline ilişkin talebinin reddi gerekirken yazılı gerekçe ile vasiyetnamenin iptaline karar verilmesi doğru görülmemiştir”. Yargıtay, ölüme bağlı tasarrufu yapan vasiyetçinin bir yıl içinde vasiyetten dönmediği yapılan araştırmalar neticesinde toplanan delillerden anlaşılırsa mirasçılarının iptal davası açamayacağını belirtmiştir.

TASARRUFUN İÇERİĞİ, BAĞLANDIĞI KOŞULLAR VEYA YÜKLEMELER HUKUKA VEYA AHLAKA AYKIRI OLMASI

Mirasbırakan, tasarruf özgürlüğünün sınırları içinde, malvarlığının tamamında veya bir kısmında vasiyetnameyle tasarrufta bulunabilir. Mirasbırakanın üzerinde tasarruf etmediği kısım ise yasal mirasçılara geçer. Hiç yasal mirasçılarının bulunmaması halinde ise bu kısım Devlete kalacaktır.

Mirasbırakan vasiyetnameyi koşullara veya yüklemelere bağlayabilir. Tasarruf hüküm ve sonuçlarını doğurduğu andan itibaren, her ilgili koşul ve yükümlülüklerin yerine getirilmesini isteyebilir. Ancak hukuka ve ahlaka aykırı koşullar ve yüklemeler, ilişkin bulundukları tasarrufu geçersiz kılar.

Medeni Kanun 557 b.3 anlamında ahlaka aykırılıktan söz edebilmek için, sadece ölüme bağlı tasarrufla güdülen saikin ahlaka aykırı olması yeterli değildir; ölüme bağlı kazandırmanın kendisinin ahlaka aykırı olması gerekir. Ölüme bağlı kazandırmanın niteliğinin ahlaka aykırı olması açısından, mirasbırakanın bunu önceden görmüş ve tasvip etmiş olup olmamasının önemi yoktur.[17]

Örneğin, mirasbırakanın, mirasçının eşinden boşanması veya evlenmemesi  koşuluyla yapılan vasiyetnamenin iptali istenebilir.

ŞEKİL NOKSANLIĞI

Vasiyetnamede şekil kurallarına uyulmaması, kesin hükümsüzlük değil, iptal edilebilirlik sonucunu doğrurur. Ancak, şekil noksanlığı sebebiyle vasiyetnamenin iptaline gidilmeden önce, tahvilin mümkün olup olmadığına bakılmalıdır.

Şekil noksanlığı sebebiyle vasiyetnamenin iptali davası açmak için, öncelikle vasiyetnamenin hangi şekillerde düzenlenebildiğini ve düzenlenirken uyulması gerekli olan şekil kurallarını bilmemiz gerkecektir. Üç tür/çeşit/şekil vasiyetname vardır. Bunlar ise kendi içinde farklı şekil şartlarına tabidir.  Bu nedenle şekil noksanlığını, her vasiyetname türü için ayrı ayrı  açıklayacağız .Vasiyetnameler 3 şekilde yapılabilir. Bunlar:

  • Resmi Vasiyetname,
  • El Yazılı Vasiyetname,
  • Sözlü Vasiyetnamedir.

Resmi Vasiyetname

Resmi vasiyetname iki tanığın katılmasıyla resmi memur tarafından düzenlenir. Resmi memur ile kast edilen ise, sulh hakimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer görevlilerdir[18]. Yetkili resmi memura örnek olarak, noter yetkisine sahip mehkeme başkatipleri (yazı işleri müdürü) gösterilebilir.[19] Buna karşılık, noter yetkisine sahip olmayan mahkeme başkatibinin sulh hakimi adına düzenlediği vasiyetnamenin, hakim tarafından onaylansa bile geçersizdir.[20] Köy muhtarının resmi vasiyetname yapma yetkisi ise yoktur. [21]

Noter Resmi Vasiyetname Düzenlerken, Özel Hüküm Olan Medeni Kanunundaki Şekil Şartlarına Uymak Zorundadır. Fakat Bunların Yanında, Ayrıca Noterlik Kanununda Öngörülmüş Olan Re’sen Düzenlemeye Ilişkin Şekil Şartlarına Da Yerine Getirmek Zorunda Mıdır?

Örneğin, Medeni Kanun, resmi vasiyetnamenin geçerlik şartları arasında noterin mührünü aramamıştır. Oysa Noterlik Kanunu 84/1,b.5’ e göre , re’sen düzenlenen senetlerde noterlik mührünün bulunması şarttır.

Medeni Kanunda öngörülen şekil şartlarına uygun olarak yapılan vasiyetname, Noterlik Kanunundaki şekil kurallarına uymasa bile geçerli olacaktır.

Resmi Vasiyetnamenin Yapılmasına Kimler Memur Ve Tanık Olarak Katılamaz?

Türk Medeni Kanunu’nun 536. maddesinde düzenlemeye katılma yasağının(mutlak katılma yasağı) kapsamında olan kişiler sayılmıştır. Buna göre;

  • Fiil ehliyeti bulunmayanlar,
  • Bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklı olanlar,
  • Okur yazar olmayanlar,
  • Mirasbırakanın eşi, altsoy ve üstsoy kan hısımları,
  • Mirasbırakanın kardeşleri ve bu kişilerin eşleri, resmi vasiyetnamenin düzenlenmesine memur veya tanık olarak katılamazlar.

Türk Medeni Kanunu’nun 536. maddesi alt ve üst soy bakımından bir sınırlama yapmamıştır. Ayrıca evlatlık ve evlat edineni, resmi vasiyetnamenin düzenlenmesine katılması yasak kişiler arasında saymamış olmasına rağmen, yasağın bunlar yönünden de geçerli olması gerekir. Eşlerin, birbirlerinin yapmış oldukları vasiyetnameye katılma yasağı, evlilik devam ettiği sürece vardır. Boşanma ya da evliliğin iptalinden sonra bu yasak kalkar.[22]

Yukarıda saydığımız kişilerin, vasiyetnamenin düzenlenmesine katılmaları, vasiyetnamenin iptal edilmesi sonucunu doğuracaktır (MK 557).

Resmi Vasiyetname İle Kimler Lehine Kazandırmada Bulunulamaz ?

Medeni Kanunu’nun 536. Maddesinin 2. Fıkrasında ise başka bir yasaklama vardır. Buna göre, “Resmi vasiyetnamenin düzenlemesine katılan memura ve tanıklara, bunların üstsoy ve altsoy kan hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine o vasiyetname ise kazandırmada bulunamaz”.

Yani mirasbırakan ;

  • Resmi vasiyetnamenin düzenlenmesine katılan memura,
  • Resmi vasiyetnamenin düzenlenmesine katılan tanıklara,
  • Resmi vasiyetnamenin düzenlenmesine katılan memurun altsoy ve üstsoy kan hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine,
  • Resmi vasiyetnamenin düzenlenmesine katılan tanıkların altsoy ve üstsoy kan hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine, kazandırmada bulunamaz.

Miras bırakan şayet bu kişilerin lehine bir kazandırmada bulunursa, TMK 558. Madde 3. Fıkra gereği, bütün resmi vasiyetnamenin değil, sadece söz konusu kişiler lehine yapılmış olan ölüme bağlı tasarrufların iptali gerekecektir.

Resmi Vasiyetnamenin Düzenlenmesinde Memurun İşlevi

Mirasbırakan, arzularını resmi memura bildirir. Bu bildirim yazılı veya sözlü olabilir. Bildirme şeklinin bir önemi yoktur. Vasiyetçi, yazılı olarak son arzunusu bildirirse, bu yazının üçüncü kişi tarafından yazılması durumunda, noterin bu metnin vasiyetçinin son arzusuna uygun olduğuna kanaat getirmesi gerekir. Noter, vasiyetçiye soracağı sorular karşılığında alacağı cevaplara göre bu saptamayı yapabilir.

Bildirim üzerine memur, vasiyetnameyi yazar veya yazdırır ve okuması için mirasbırakana verir. Vasiyetname, mirasbırakan tarafından okunup imzalanırMemur ise vasiyetnameyi tarih koyarak imzalar. Bu safhada tanıkların bulunması zorunlu değildir. Ancak, vasiyetçi isterse tanıklar bu safhaya katılabilir.

Burada memur ve vasiyetçinin imzalarının el yazısı ile olması şarttır[23]. Bu imza vasiyetnamenin sonunda bulunur. Vasiyetnamenin birden fazla sayfası olması halinde, vasiyetçinin her sayfayı imzalaması gerekli olmayıp, sadece son sayfayı imzalaması yeterlidir.[24] Memur ise imzayı ve tarihi vasiyetçiden sonra atacaktır. Noterin imzası kural olarak hemen vasiyetçinin imzasının altında olacaktır.[25]

Kanun maddesi vasiyetnamede imzalar ile birlikte “ tarih “ belirtilmesini geçerlilik sebebi olarak ifade etmiştir. Bu tarih düzenleme tarihidir. Yani vasiyetnamenin yapıldığı tarihtir. Tarih, gün, ay ve yılı kapsayacak şekilde anlatılır. Buna karşılık, tarihin, saati de kapsaması gerekmez. Aynı şekilde düzenleme yerinin de gösterilmesine gerek yoktur.[26]

Memur ve mirasbırakanın el yazısıyla atılmış imzaları ile vasiyetnamenin düzenlenme tarihi resmi vasiyetnamenin şekli şartlarıdır. Bunların bulunmaması halinde vasiyetname şekil noksanlığı nedeniyle iptal edilebilir.

Resmi Vasiyetname Düzenlenmesine Tanıkların Katılması

Vasiyetnameye tarih ve imza konulduktan hemen sonra mirasbırakan, vasiyetnameyi okuduğunu, bunun son arzusunu içerdiğini memurun huzurunda iki tanığa beyan eder. Tanıklar, bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve mirasbırakanı tasarrufa ehil gördüklerini vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar. Bu imza el yazısıyla atılması gerekir.  TBK 534/2 den açıkça anlaşılacağı üzere şerhin muhakkak el yazısıyla olması gerekmez, başkası tarafından veya makine ile yazılabilir. 28.11.1945 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı da bu yöndedir.

Vasiyetnamenin en büyük özelliği, içeriğinin tanıklardan gizlenebilmesidir. Bu nedenle  vasiyetname içeriğinin tanıklara bildirilmesi zorunlu değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 15.03.1973 tarih ve 1556/1575 sayılı kararına göre;” Uyuşmazlık konusu vasiyetnamenin tetkikinden anlaşılacağı gibi, noter, vasiyetçinin arzularını tespit edip işlemi tamamladıktan sonra, tanıklar, el yazılarıyla yazılmış olup, vasiyetçinin arzularını belirten belgeyi imzalayıp notere vermişlerdir. Her şeyden önce, bu ifadeler noter tarafından tespit edilmemiş, vasiyetnamenin altına yazılmamış, muhteva noter tarafından tasdik olunmamış, hatta imzalar dahi onaylanmamış olduğuna göre bu yazılar hiçbir suretle vasiyetnameye dahil bir işlem olarak kabul edilmez. Kaldı ki, şahit beyanlarının, notere ne suretle ve ne zaman tevdi edildiği bile belli değildir. Bu bakımdan vasiyetname usulüne uygun olarak düzenlenmemiştir”. Karardan da anlaşılacağı üzere, tanıkların şerhi noter huzunda(memur) verip, bunu yine noter huzurunda imzalamaları geçerlilik şartıdır.

Kısaca, tanık şerhinin geçerli olması için,

  • Vasiyetçinin, tanıklar önünde vasiyetnamenin son arzularına uygun olduğunu beyan ettiğini  ve
  • Tanıkların onu ölüme bağlı tasarruf yapmaya ehil gördüklerini içermesi gerekir. Bunlardan ikisinin ya da birinin şerhte yer almaması, vasiyetnameyi geçersiz kılar.[27]

Buna karşılık, vasiyetçinin, vasiyetnameyi tanıklar önünde okuması gibi bir zorunluluk olmadığı için, vasiyetname tanıklar önünde okunmuş olsa bile, bunun  şerhte belirtilmesi gerekmez.[28]

Yukarıda açıkladığımız şartlara uymadan yapılan resmi vasiyetnamenin iptali mümkündür. Örneğin, tanığın imzasının el yazısıyla olmaması, iki tanık olmaması,  şerhte yer alması zorunlu olan beyanların bulunmaması gibi nedenlere dayanarak, şekil noksanlığı nedeniyle resmi vasiyetnamenin iptali istenebilir.

El Yazısı Vasiyetname

Türk Borçlar Kanunu’nun 538. Maddesi uyarınca, “El yazılı vasiyetnamenin yapıldığı yıl, ay ve gün gösterilerek başından sonuna kadar mirasbırakanın el yazısıyla yazılmış ve imzalanmış olması zorunludur”.Yani el yazısı vasiyetnamede, düzenleme yeri bulunması şart olmamakla birlikte, aşağıdaki hususların mevcudiyeti şarttır. Bunların hiç veya kanunun ön gördüğü şekilde olmaması durumunda el yazısı vasiyetname iptal edilebilir hale gelecektir. Buna göre el yazısı vasiyetnamede;

  • Düzenleme tarihinin bulunması( yıl, ay ve gün olarak ),
  • Düzenleme tarihinin el yazısı ile olması,
  • Vasiyetin tamamının mirasbırakanın el yazısıyla yazılması,
  • Vasiyetin mirabırakan tarafından el yazısıyla imzalanması, şarttır.

El yazısı vasiyetnamede, düzenleme tarihinin bulunmaması veya bulunmasına rağmen bu tarihin el yazısıyla atılmaması, tamamının el yazısıyla yazılmaması ya da  imzanın eksik olması veya el yazısıyla olmaması durumunda vasiyetnamenin şekil eksikliği nedeniyle iptali söz konusu olabilecektir.  

Vasiyetnamenin kısmen üçüncü kişiler tarafından yada mekanik bir araçla yazılmış olması halinde de şekil noksanlığı nedeniyle iptali edilebilir. Örneğin, vasiyetçinin el yazını arama şartı karşısında, daktilo, bilgisayar ya da başka bir kimsenin el yazısı ile yazılmış metni, vasiyetçi imzalasa dahi, bu metin, vasiyetname olarak geçersizdir.[29] Ancak  şekil şartlarına uyularak tamamlanmış olan el yazılı vasiyetnameye, üçüncü kişilerin yaptığı yada mekanik araçla yapılan ekler, kural olarak tamamlanmış vasiyetnamenin iptali sonucunu doğrumaz. Çünkü, vasiyetname daha önce şekil şartlarına uygun olarak yapılmış ve tamamlanmıştır. Bu yüzden, sonradan, şekil şartına uymayan eklerin yapılması, tamamlanmış olan vasiyetnameyi, kural olarak iptal edilebilir hale getirmez. Aksine MK 557 b.4 ‘e göre, bu sonradan yapılan ekler geçersiz olur. Vasiyetnamenin geri kalan kısmı geçerliliğini korur meğer ki, geçersiz olan kısımlar olmaksızın, vasiyetnamenin hiç yapılmayacağı anlaşılsın. Aksi halde  vasiyetnemenin tamamı geçersiz olur. [30]

El yazılı vasiyetname normal olarak, bir kalemle kağıt üzerine yazılacaktır. Ancak, böyle olmayıp da, herhangi bir şeyle, herhangi bir şey üzerine yazılan vasiyetnamelerde, diğer şekil şartlarını içermeleri halinde, el yazılı vasiyetname olarak geçerlidirler. Örneğin, vasiyet edilen hisse senedinin arkasına yazılan ya da esir kampında bir kimsenin duvara çivi ile yazdığı vasiyetname geçerli olur; yeter ki, normal yazı araçlarından uzaklaştırmayı haklı gösterecek bir durum olsun. Aksi halde, vasiyetnameyi yazan kimsenin niyetinden kuşku duymak gerekir.       Örneğin, yazıhanesinde, masasının başında oturan bir kimsenin, vasiyetnamesini önündeki kağıda kalemle yazacak yerde, bir çivi ile duvara yazması halinde , içinde bulunduğu şartlar, onda animus testandinin (ölüme bağlı tasarrufta bulunma iradesinin) varlığından kuşku duyulur. Böyle olunca vasiyetnamenin şekil şartlarına uyulmadığı için değil de, bu sebeple geçersiz olması gerekir.[31]

Vasiyetnamede başlık bulunmasına gerek yoktur. Önemli olan MK 538’deki şekil şartlarına uygun yapılmasıdır. Mektup yada posta kartı şeklinde veya bir kitabın kenarına yazılmış olan son arzular, tasarrufta bulunma iradesinin mevcudiyeti şartıyla, el yazılı vasiyetname olarak geçerli olacaktır.

Sözlü Vasiyetname

Sözlü vasiyetnamenin şekil yönünden geçerliliğini anlatmadan önce, kısaca sözlü vasiyetnamenin yapılması şartlarını inceleyeceğiz. Bu inceleme bittikten sonra ise sözlü vasiyetnamenin  şekil yönünden geçerlilik sartlarını inceleyeceğiz.

Sözlü vasiyetnameler, istisna bir ölüme bağlı tasarruf şeklidir. Asıl olan vasiyetin resmi veya el yazısı şeklinde yapılmasıdır. Ancak el yazısı ve resmi vasiyetname yapma imkanının bulunmaması halinde, vasiyetçi sözlü vasiyetname yapabilir. Sözlü vasiyetname, istisnaen düzenlenen bir vasiyetname olduğu için, Medeni Kanunu’nun 541. Maddesi şu hükmü getirmiştir:”Mirasbırakan için sonradan diğer şekillerde vasiyetname yapma olasılığı doğarsa, bu tarihin üzerinden bir ay geçince vasiyetname hükümden düşer”.

Sözlü vasiyetname yapma koşulları Türk Medeni Kanunu’nun 539. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, “Mirasbırakan; yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık, savaş gibi olağanüstü durumlar yüzünden, resmi veya el yazısı vasiyetname yapamıyorsa, sözlü vasiyetname yoluna başvurabilir.”

Hükümden de anlaşılacağı üzere, sözlü vasiyetnameye başvurmak için iki şartın gerçekleşmiş olması aranmaktadır. Bunlar;

  • Olağanüstü bir halin varlığı( yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık, savaş gibi)
  • Bu olağanüstü durum sebebiyle, resmi veya el yazılı vasiyetname yapılamaması.

Bu iki şartın aynı anda bulunması, sözlü vasiyetname yapabilmek için zorunludur. Bunlardan birinin bulunmaması durumunda sözlü vasiyetname yapılamaz. Olağanüstü halin varlığının saptanmasında Yargıtay oldukça titiz davranmaktadır.

Yargıtay Kararları Işığında Hangi Hallerin  Olağanüstü Sayılacağının Tespiti

Yargıtay  2. Hukuk Dairesi’nin 20.04.1965 tarihinde verdiği 1275/2033 sayılı kararı;” Ölüme yol açan beyin kanaması halinin ani hissedilmesi bir an düşünülse bile, vasiyet yapıldığı zaman şehirde bulunan ve  evinde telefon olan bir şahsın şehirdeki noteri çağırması mümkündür. Kaldı ki, vasiyete tanıklık eden kişiler o sırada mirasbırakanın ani ölüm tehlikesi halinde bulunmadığını da söylemişlerdir. Üstelik vasiyetin yapıldığı 12.09.1963 günü tatil günüde değildir. Öyle ise raporlara ve tanıklık sözlerine göre ölenin MK 479-485(MK 532/538) . maddesinde belirtilen vasiyetname düzenlenmesinin kabulü gerekir”. Yargıtay, vasiyetçinin beyin kanaması geçirmesi durumunda bile, mirasbırakanın şehir merkezinde yaşaması, evinde telefon bulunması, ani ölüm tehlikesi halinde bulunmaması(tanık beyanları ve doktor raporlarıyla ispat edilmiş),  noterlerin sözlü vasiyetname yapılırken çalışıyor olması(tatil olmaması)gibi sebepleri göz önünde bulundurarak, resmi veya el yazılı vasiyetname yapma imkanının olduğuna,  bu nedenle yapılan sözlü vasiyetname yapılamacağına, resmi veya el yazısı vasiyetname yapılması gerektiğine karar vermiştir.Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 20.11.1986 tarihinde, 9662/10190 sayılı kararında ise, koma halindeyken yapılan sözlü vasiyetnamenin geçerli olması için komanın ölüme kadar devam etmesi gerektiğini belirtmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 29.02.1992 tarihinde, 7372/8705  sayılı kararında; sözlü vasiyetname yapan kimsenin, vasiyetnameyi yaptıktan bir gün sonra ölmesinin  yakın ölüm tehlikesi sayılmayacağını belirtmiştir. Yargıtay HGK, 03.02.1969, 1205/94 sayılı kararında ise, yakın ölüm tehlikesinin, uzun süren hastalık sonucu yada aniden ortaya çıkmasının bir önemi olmadığı, önemli olanın , sözlü vasiyetnamenin yapıldığı anda var olması olduğunu belirtmiştir.

Ulaşımın kesilmesi, gerek vasiyetçinin gerek vasiyetnamenin hazırlanmasına katılacak kişilerin(örneğin resmi vasiyetname düzenleyecek olan resmi memurun), yolların herhangi bir sebeple kesilmesi sonucu, bir yerden bir yere gitme imkanının kalkmasıdır.[32]

Sözlü Vasiyetnamenin Şekil Şartları
tanıklara görev yüklemede uyulması zorunlu şekil şartları nelerdir?

Olağanüstü durumlar yüzünden sözlü vasiyetname yoluna başvurmak isteyen mirasbırakan, son arzularını iki tanığa anlatır ve onlara bu beyanına uygun bir vasiyetname yazmaları veya yazdırmaları görevini yükler(TMK 539/2). Beyanın iki tanığa sözlü olarak yapılması zorunludur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 29.12.1975 tarihli, 9769/9774 sayılı kararı uyarınca; vasiyetçinin başkasına yazdırdığı son arzularını tanıklara vermesi geçerli değildirMirasçı tarafından yapılan bildirimin, iki tanığa aynı anda yapılması zorunludur.O halde, beyanın iki tanığa da yapılmaması, tanıklardan birine yapılması, mirasbırakanın son arzusunu sözlü olarak anlatmaması durumlarında, sözlü vasiyetnamenin TMK 557 b. 4 gereğince iptali söz konusu olabilecektir.

Burada resmi vasiyetname düzenlenmesinde okur yazar olma koşulu dışında, tanıklara ilişkin yasaklar, sözlü vasiyette ki tanıklar içinde geçerlidir. Buna göre:

  • Fiil ehliyeti bulunmayanlar,
  • Bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklı olanlar,
  • Mirasbırakanın eşi, altsoy ve üstsoy kan hısımları,
  • Mirasbırakanın kardeşleri ve bu kişilerin eşleri, sözlü  vasiyetnamenin düzenlenmesine tanık olarak katılamazlar.

Tanıklığı yasak olan bu kişilerin tanıklık yapması halinde de vasiyetname şekil noksanlığı nedeniyle iptali mümkün olabilecektir.

Tanıkların kendilerine yüklenmiş olan görevi yerine getirirken uyulması zorunlu şekil şartları nelerdir? Tanıklar kendilerine verilen görevi iki şekilde yerine getirirler. Görevi  yerine getirme şekline göre, ayrı ayrı uyulması zorunlu şekil şartlarını açıklayacağız.

1) Mirasbırakan tarafından görevlendirilen tanıklardan biri, kendilerine beyan edilen son arzuları, yer, yıl, ay ve günü de belirterek hemen yazar, bu belgeyi imzalar ve diğer tanığa imzalatır. Yazılan belgeyi ikisi birlikte vakit geçirmeksizin bir sulh veya asliye mahkemesine verirler ve mirasbırakanı vasiyetname yapmaya ehil gördüklerini, onun son arzularını olağanüstü durum içinde kendilerine anlattığını hakime beyan ederler.  

Tanıklar hazırladıkları belgeyi vakit geçirmeksizin hakime tevdi etmek zorundalar. Buradaki vakit geçirmeksizin ibaresini, derhal olarak anlamak gerekir, yani süre, makul ve hayatın olağan akışına uygun olmalıdır.[33]Tanıkların geç tevdi ettikleri bir sözlü vasiyetnameyi bu eksikliğe rağmen mahkemesi kabul etmek zorundadır. Çünkü, geç tevdi şekle ilişkin bir sakatlıktır ve şekil eksikliği de vasiyetnameyi kesin hükümsüz hale getirmez, bu durumda vasiyetnamenin iptal edilmesi gerekir.[34]

Tanıklar, belirtilen şekilde düzenledikleri belgeyi mahkemeye verirken, mirasbırakanı vasiyetname yapmaya ehil gördüklerini ve onun son arzusunu olağanüstü bir durum içinde kendilerine anlattıklarını hakime beyan ederler. Bu beyanı tutanağa geçirtmekle yükümlü olmasalar bile ispat açısından beyanın tutanağa alınması kolaylık sağlayacaktır.

2) Tanıklar daha önce belge düzenlemek yerine, vakit geçirmeksizin mahkemeye başvurup yukarıdaki hususları beyan ederek mirasbırakanın son arzularını bir tutanağa geçirtebilirler (TMK 540).

Yani burada tanıklar hakime kendi düzenledikleri belgeyi sunmayıp, sözlü olarak beyanda beyanda bulunurlar. Bu beyan esas alınarak hakim tarafından tutanak düzenlenir ve bu tutanak iki tanığa da imzalatılır. Tanıklar yine burada da mirasbırakanı vasiyetname yapmaya ehil gördüklerini ve onun son arzusunu olağanüstü bir durum içinde kendilerine anlattıklarını hakime beyan ederler. Bu şekil şartlarında eksiklik olması halinde ise, vasiyetnamenin iptali istenebilmektedir.

İPTAL DAVASI

TMK madde 557 de sayılan ve yukarıda açıkladığımız dört sebepten biri ile sakat olan ölüme bağlı tasarruf kendiliğinden hükümsüz olmaz. Onun hüküm doğurması istenmiyorsa, iptal davasının açılması gerekir.  Dava, ölüme bağlı tasarrufun tamamının veya bir kısmının iptaline ilişkin olabilir.Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin, Esas: 2015/ 9476 Karar: 2016 / 9176 sayılı kararı; “Bu iptal sebepleri dışında başka bir sebepten ölüme bağlı tasarrufun iptaline karar verilebilmesi mümkün değildir. Bunun yanında; hâkim iptal sebebiyle bağlı olup, örneğin sadece esasa ilişkin sebeplere dayanılarak iptal davası açılmışsa, şekle ilişkin iptal sebeplerini inceleyemez”.

Yargıtay kararı uyarınca, iptal davasında hakim taleple bağlıdır. Yani şekil noksanlığı yönünden iptali talep edilmişse, hakim ehliyetsizlik sebebiyle vasiyetnamenin iptalinekarar veremez.Yargıtay 3.Hukuk Dairesi’nin Esas:2012/23518, Karar:2013/2842 sayılı kararı; “Mahkemece davacının vasiyetnamenin T.M.K.nda belirtilen sebepler sebebiyle iptali istemine dair olarak bu konudaki iddia, beyan ve delilleri değerlendirilmeksizin yalnızca T.M.K. 557/1. maddesi yönünde inceleme yapılarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.Vasiyetnamenin mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı (T.M.K.557/1 md.) ve tasarrufun yanıltma, korkutma ve aldatma, zorlama (T.M.K.557/2.md.) sonucu yapıldığı ileri sürülerek iptali istenilmiş olup, mahkemece davacının vasiyetnamenin T.M.K.nun 557/2. maddesinde belirtilen sebepler sebebiyle iptali istemine dair olarak bu konudaki iddia, beyan ve delilleri değerlendirilmeksizin yalnızca T.M.K. 557/1. maddesi yönünde inceleme yapılarak karar verilmesi doğru görülmemiştir”.

Yargıtay, vasiyetnamenin birden fazla sebebe dayanılarak iptalinin istendiği durumlarda, Mahkeme tarafından her sebebin değerlendirmesi gerektiğine karar vermiştir. Aksi halde alınan karar bozmaya konu edilir. Yargıtay’a konu olayda, Davacılar, mirasbırakanın tasarruf ehliyetinin bulunmadığı ve tasarrufun yanılma, aldatma, korkutma ve zorlama sonucu yapıldığını ileri sürerek vasiyetnamenin iptali davası açmışlardır. Ancak Mahkeme sadece tasarruf ehliyetinin bulunmadığı iddiasına dayanarak inceleme yapmış ve bu doğrultuda karar vermiştir. Yargıtay bu kararı bozmuş ve iddia edilen diğer sebebinde/sebeplerinde incelenerek bir karara varılmasının doğru olacağını belirtilmiştir.Yargıtay 3.Hukuk Dairesi’nin, Esas: 2010/ 19745, Karar: 2011 / 2854 sayılı kararı; “4721 sayılı yasanın 557. maddesi vasiyetnamenin iptali nedenlerini sınırlamıştır. Kural olarak anılan hüküm dışında bir nedenle vasiyetnamenin iptali istenemez ve hakim bu nedenlerle bağlıdır. Bu bakımdan vasiyet alacaklısının miras bırakandan önce ölmesi olgusuna dayanılarak vasiyetnamenin iptali istenemez. Bu husus vasiyetname alacaklısı tarafından açılan vasiyetnamenin tenfizi davasında itiraz olarak ileri sürülebilir. Mahkemece, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir”.

Yargıtay, vasiyetin, 557. maddede sayılan sebepler dışınında, başka bir nedene dayandırarak iptalinin istenmeyeceğine ve davacının “ vasiyet alacaklısının miras bırakandan önce ölmesi olgusuna dayanarak vasiyetin iptali “ istemi karşısında Mahkemenin hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar vermesi gerektiğini belirtmiştir.

GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

Vasiyetnamenin iptali davalarında görevli mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesidir. Vasiyetnamenin iptali davası vasiyetçinin son yerleşim yeri mahkemesinde açılmalıdır.

İPTAL DAVASININ TARAFLARI

İptal davası, tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı tarafından açılabilir. Bu durumda davalı, iptali istenen ölüme bağlı tasarrufta, davacı aleyhine bir miras hukuku menfaati elde eden kimsedir. Bu, atanan mirasçı, vasiyet alacaklısı bir yükümün lehtarı yada kurulan bir vakfın yönetim organı vs.olabilir. Vasiyeti yerine getirme görevlisi kendi aleyhine açılan davalarda davalı olur.[35]

SÜRE

Bir Yıllık Süre

Türk Medeni Kanunu’nun 559.maddesi  gereği, iptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebeplerini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl geçmekle düşer.

İptal davası mirasbırakanın sağlığında açılmayacağı için, dava açma hakkı olan kişi, bütün bu sayılan hususları, mirasbırakanın sağlığında öğrenmiş olsa bile, süre mirasbırakanın ölümünden önce işlemeye başlamaz.[36]

On Yıllık Süre

Davalının iyi niyetli olması hali için ön görülmüş olan on yıllık sürenin başlangıcı, vasiyetnamenin açıldığı andır.

Yirmi Yıllık Süre

Davalının iyi niyetli olamaması hali için ön görülmüş olan yirmi yıllık sürenin başlangıcı da, vasiyetnamenin açıldığı andır.

 Sınırsız Defi Hakkı

Türk Medeni Kanunu’nun 559. Maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, hükümsüzlük defi yoluyla her zaman ileri sürülebilir. Yani iptal davası açılmamış olan hallerde, karşı tarafın ölüme bağlı tasarrufunun ifası için açtığı davada, ölüme bağlı tasarrufun sakatlığının defi olarak ileri sürülmesini süreye bağlı olmaksızın öngörmüştür. Ancak daimi defi hakkının kullanılmasının bir şartı vardır ki o da sakat olan ölüme bağlı tasarrufun ifa edilmemiş olmasıdır. Eğer ölüme bağlı tasarruf ifa edilmişse, sakatlığın defi olarak ileri sürülmesiyle ifa edilen şey geri alınmaz; süresi içinde iptal davası açılması gerekir.[37] Kaynak[1] Prof. Dr. Mustafa DURAL, Prof. Dr. Turgut ÖZ, Türk Özel Hukuku Miras Hukuku, Cilt IV, sf.52[2] Vasiyet veya miras sözleşmesi[3] Yargıtay 3.Hukuk Dairesi, Esas: 2011/ 7727, Karar: 2011 / 16009, Karar Tarihi: 20.10.2011[4] Yargıtay 3.Hukuk Dairesi, Esas: 2011/ 15568, Karar: 2011 / 15358, Karar Tarihi: 13.10.2011[5] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 30.01.2007,20306-782[6] Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E:2006/869, K:2006/4343, T: 19.04.2006[7] Yargıtay 3.Hukuk Dairesi, Esas: 2012/ 18348, Karar: 2012 / 22707, Karar Tarihi: 06.11.2012[8] Yargıtay 2 Hukuk Dairesi, 24.10.1997, 6939/2770[9] Prof. Dr. Mustafa DURAL, Prof. Dr. Turgut ÖZ, Türk Özel Hukuku Miras Hukuku, Cilt IV, sf.226[10] Prof. Dr. Mustafa DURAL, Prof. Dr. Turgut ÖZ, Türk Özel Hukuku Miras Hukuku, Cilt IV, sf.226[11] Prof. Dr. Haluk N. NOMER, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, sf. 87[12] Prof. Dr. Mustafa DURAL, Prof. Dr. Turgut ÖZ, Türk Özel Hukuku Miras Hukuku, Cilt IV, sf.228[13] Manevi korkutma, tehdit[14] Maddi korkutma, cebir[15] Prof. Dr. Mustafa DURAL, Prof. Dr. Turgut ÖZ, Türk Özel Hukuku Miras Hukuku, Cilt IV, sf.228[16] Prof. Dr. Mustafa DURAL, Prof. Dr. Turgut ÖZ, Türk Özel Hukuku Miras Hukuku, Cilt IV, sf.229[17] Prof. Dr. Mustafa DURAL, Prof. Dr. Turgut ÖZ, Türk Özel Hukuku Miras Hukuku, Cilt IV, sf.230[18] Yetkili resmi memur[19] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 20.05.1975, 3429/4566, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 16.11.1970, 5039/6017[20] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 28.11.1991, 9237/14821[21] Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, 13.10.1989, 10845/14561[22] Prof. Dr. Mustafa DURAL, Prof. Dr. Turgut ÖZ, Türk Özel Hukuku Miras Hukuku, Cilt IV, sf.64[23] Vasiyetçi imza atamıyorsa, BK 15 de düzenlenen imza atamayan kişilere ilişkin hüküm burada uygulanmaz. Mirasbırakan yani vasiyetçi imza atamıyorsa vasiyetini TBK 535’e göre yapmak zorundadır.[24] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 6.6.1961, 1562/3346[25] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 17.04.1951, 147/298[26] Prof. Dr. Mustafa DURAL, Prof. Dr. Turgut ÖZ, Türk Özel Hukuku Miras Hukuku, Cilt IV, sf.70[27] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 13.10.1992, 8717/3523 , Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 6.10.1976, 5906/6783[28] HGK, 22.11.1972, 844/937[29] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 20.10.1975, 7023/7791[30] Prof. Dr. Mustafa DURAL, Prof. Dr. Turgut ÖZ, Türk Özel Hukuku Miras Hukuku, Cilt IV, sf.84[31] Prof. Dr. Mustafa DURAL, Prof. Dr. Turgut ÖZ, Türk Özel Hukuku Miras Hukuku, Cilt IV, sf.82[32] Prof. Dr. Mustafa DURAL, Prof. Dr. Turgut ÖZ, Türk Özel Hukuku Miras Hukuku, Cilt IV, sf.92[33] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 29.09.1982, 7372/8705, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 09.05.1985, 4279/4539[34] Prof. Dr. Mustafa DURAL, Prof. Dr. Turgut ÖZ, Türk Özel Hukuku Miras Hukuku, Cilt IV, sf.96[35] Yargıtay İBK, 7.12.1955, 15/25[36] Prof. Dr. Mustafa DURAL, Prof. Dr. Turgut ÖZ, Türk Özel Hukuku Miras Hukuku, Cilt IV, sf.223Kaynak[37] KaynakProf. Dr. Mustafa DURAL, Prof. Dr. Turgut ÖZ, Türk Özel Hukuku Miras Hukuku, Cilt IV, sf.2

YAZININ TAMAMI SİBEL ŞAHİN TARAFINDAN KALEME ALINMIŞ OLUP İLGİLİ WEB SİTESİ İÇİN TIKLAYINIZ